5 Haziran 2017 Pazartesi

Devletler ve Aileler - 4

Devletler ve Aileler - 4
Şehvet ve hırs; İnsanın tüm arzu ve isteklerinin toplamıdır. İnsan şehveti ve arzusunun kurbanı olduğunda, daha doğrusu şehveti ve arzuları için çalışmaya ve yaşamaya başladığında, Dünya denilen bal tuzağının ilk zokasını yutmuş demektir. Çünkü insan Kâl-û Belâ da Allah Azimuş Şan’a verdiği sözü unuttuğu zaman şeytanın oyununa gelmiş veya gelecek demektir. Alemlerin Rabbi olan Allah (C.C.) tüm insanları huzuruna toplayıp o soruyu sorduğunda, aslında insan orada kendi Rabbine yemin edip onu ne şart altında olursa olsun unutmayacağının ahdini vermiştir. O ahitname; İnsan dünya denilen sahte cennete gönderildiğinde ise yürürlüğe konmuştur. O sebeptendir ki insan için dünya hep bir sınav yeri olmuştur. Sınavın da soruları aslında çok basittir. İnsan ister fukara olsun ister zengin; İster güçlü olsun ister zayıf; İster zalim olsun ister mazlum; İster sağlıklı olsun ister sakat; İster güzel olsun ister çirkin; Ne olursa olsun ve nereden gelirse gelsin, eğer ki onu yaradan Rabbini (C.C.) unutur ise, Rabbi de ona merhamet ve şefaât etmeyecektir.

Düşünün ki çok sevdiğiniz bir valideniz var. O validenizi bir gün bile hatırlamıyorsunuz. Aramıyorsunuz veya sormuyorsunuz. Hiç yardımına gitmiyorsunuz. Ona bir kere bile sevdiğinizi söylemiyorsunuz. Siz sizi doğuran, sizi dokuz ay karnında taşıyan ve sizden merhameti ile sevgisini hiç eksik etmeyen annenize sevginizi esirgerseniz, sizce o size merhamet eder mi? Size şefaât eder mi? Veya en önemlisi size annelik haklarını helal eder mi? Alemlerin Rabbi olan Allah Azimuş Şan da insandan bunun aynısını beklemektedir. Nasıl ki bir annenin evladına annelik hakları var ise, onun da bizim üzerimizde yaratma ve nimetlerinin ve güzelliklerinin hakkı vardır. İşte Alemlerin Rabbi olan Allah (C.C.) insanın mutlak suretle şükretmesi ve onu hatırlamasını ister. Bu bir annenin evladından duymak istediği bir çift tatlı söz gibidir. Validelerimize bir çift tatlı söz söylediğimizde gönüllerini alıyor iken; Alemlerin Rabbinin gönlünü almak için kalpten kılınacak olan 4 rekat namaz, kalpten edilen bir dua veya zikr, kalpten edilecek olan bir Allah sevgisi lafzı bile yetecektir. İşte Allah (C.C.) insanlardan dünya üzerinde hep bunu beklemektedir. Tabii ki bunu beklerken bizim doğru yolda olmamız içinde tarihimizin başından beri bize dinler ve peygamberler göndermiştir. Ancak biz insanoğlu yine yerinde rahat durmayıp bu dinleri tahrif etmişizdir. Son olarak Allah (C.C.) İslamiyet adında her şeyi ile mükemmel bir din ve mükemmel bir ilme sahip olan kitap Kuran’ı Kerim’i göndermiştir. Kuran’ın en önemli özelliği ise tahribatlara karşı kendi koruma sisteminin olmasıdır. Bu konulara çok ilerde değineceğiz. Ancak şimdi bizleri ve tüm insanları bu yoldan çıkarmaya ant içmiş hanedanların neden bu konulara takıntılı olduğunu gelin hep birlikte inceleyelim.



İNSAN TABİATININ İKİ TABAKASI: BEDEN VE RUH
İnsan tabiatının iki tabakası vardır. Bunlardan ilki bedendir. İnsanın tüm istek, hırs ve arzularının temel kaynağıdır. Daha çok yemek, daha çok para, daha çok ev, daha çok araba, daha lüks yaşam, daha çok kadın, daha çok çocuk, çokluğu ve sonu olmayan her dünyevi arzunun temel kaynağı bedendir. Beden tamamen nefs denilen soyut bir kavrama bağlıdır. Nefs denilen kavramı göremeyiz ama varlığını bilir ve hissederiz. Örnek verecek olursak; Bir insanın öfkesi yükseldiğinde veya karnı acıktığı zaman aşırı tepki verdiğinde toplum içinde “yine nefsin konuşuyor” deriz. Çünkü insan bedenin beynine gönderdiği açlık ve normal tepki karşısında kendine hakim olamaz. Beden midenin boş olduğunu söyler ve beyine huzursuzluk sinyali gönderir. 

Aynı şekilde bir insan öfkelendiğinde mevcut sinir sistemi o insana bir hakaret olduğunu beynine telkin ederek öfke sinyali gönderir. Dolayısıyla her iki halde de adrenalin denilen kasların ve vücudun hızlı çalışmasını ve hareket etmesini sağlayacak olan hormon salgılanmaya başlar. Her iki durumda da bünye aşırı sinirli ve gergin olur. Sonuç olarak ise fizikî bir çatışma olan kavga ortaya çıkar. İnsan bedeni ve nefsi birbirine taban tabana zıt iki yaşam kaynağıdır. Birisi sadece dünyevi zevkleri, şehveti, gücü, parayı, lüksü isterken diğeri ise ilmi ve ruhani zevkleri istemektedir. Aslına bakacak olursak İslam tasavvufunda beden nefs yani hayvandır. İsteği ve arzuları hiçbir zaman bitmez. Sürekli olarak doymak ve yeni olan her dünyevi zevki tatmak ister. Tasavvuf’ ta ki en önemli üç felsefe “Az yemek, Az konuşmak, Az uyumak” felsefeleridir. Asıl olarak Kuran ve Alemlerin RabbiPeygamberimiz (S.A.V) aracılığı ile hem birçok ayet de bu konuların altını özellikle çizmektedir. İnsanın bu üç önemli alışkanlığı ne sebeple az yapması gerektiğini günümüz insanlarının birçoğu kavrayamamaktadır. Çünkü günümüz insanlarının çoğu İslam kültür ve ahlakından oldukça uzaklaşmış, nefsinin istediği her şeyi alıp yapmak isteyen bir nevi yürüyen yaratıklara dönüşmüşlerdir. Tasavvuf değimi ile onlar insan değil âdeta beşer olmuşlardır. Beşer tasavvuf kültüründe hayvan ile eş değer tutulan bir kelimedir. Çünkü insan ile beşer birbirinden çok farklı kavramlardır. İnsan kelimesinin kavramı Ünsiye- olan an-lık yani; Ünsiye-an kökünden türetilerek gelmiş bir kelimedir. İnsan anlık olarak yükselebilen ve düşebilen bir varlıktır. İnsan eğer isterse bir melekten bile yukarı seviyede olabilir iken; Aynı zamanda bir domuz veya bir maymundan bile aşağılık hale gelebilme durumuna sahip bir varlıktır. İnsan bu sebepten ötürü birçok varlıktan üstün sayılmaktadır. Özellikle kitabımız Kuran-ı Kerim bu konuda birçok ayette bu konuları anlatmaktadır. Peki insan nasıl böyle bir kabiliyete sahip bir varlıktır? Bunu nasıl yapabilmektedir?  Cevap ise yıllardır herkesin bildiği ama pek te üstünde durmadığı üç harfli kelimede yatmaktadır. RUH. İnsan ruhu aslında insanları, hayvanlardan diğer beşerlerden ayıran en önemli özelliktir. İnsan ruhu farklı boyutlara, farklı zaman-mekan kavramlarına, ve farklı evrenlere gidebilme kabiliyetine sahiptir. İnsan ruhu üzerinde yapılan birçok çalışmada, ruhun bedenin içinde sinir sisteminin bilinmeyen bir noktasında saklanan bir enerji formu olduğu görüşü üzerinde bilim adamları ittifak sağlamışlardır. İnsan ruhu bedeninden ayrıldığı zaman külte-çekim ve zaman-mekan kavramlarını alt üst ederek; Bilim dünyasında metafizik (fizik üstü) alemlere geçiş yapabilme ve metafiziksel evren veya dünyalarda hareket kabiliyetine sahip bir enerji formu olduğudur. Bu enerji formu aslında son yıllarda ortaya çıkan maddenin dördüncü hali denilen hal ile açıklanmıştır. İnsan ruhunun aslında takyonik bir enerji formu olduğu Kuran ayetlerinde tam olarak açıklanmasa da mevcut olduğu birkaç çalışma ile görülmüştür. Yaşadığımız dünya aslında evrende o kadar küçük ve o kadar değersizdir ki; Biz insanoğulları bu dünyayı fazlaca ciddiye alıp dünya üzerinde bulunan her zevkin en geçerli yaşam biçimi olduğunu düşünüyoruz. Aslında bu bizim yanılgımızdan başka bir şey değildir. Ve bizler insan ırkı olarak hem kendi varlığımızı hem de Alemlerin Rabbi olan Allah (C.C.) tarafından bizlere verilen tüm nimetlerin hiçbir şekilde kıymetini bilmiyor ve nankörlük ediyoruz. Bu sebepledir ki şeytanın uşakları olan hanedanlar başımıza musallat olmaktadırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İş yoğunluğum dolayısıyla yorumlara cevap veremeyebilirim. Anlayışınız icin teşekkürler.